Kuir Kıbrıs Derneği, 28 Temmuz’da yapılacak Milletvekilliği Erken Genel Seçimleri’nde izleyeceği tavır konusunda Kıbrıs Postası’na özel röportaj verdi.

 

Kıbrıs Postası – Özel

1- Öncelikle Kuir Kıbrıs Derneği’nin geçmişinden bahsedelim. Nasıl oluştu?Ne zaman dernekleşti? Neden adınızı Kuir olarak ifade ettiniz?

Örgütlenme isteği, fikir olarak uzun bir süre once akıllarda oluşmuştu.Ancak harekete geçmemizin esas tetikleyicisi, bir arkadaşımızın yaşamış olduğu üzücü bir olaydır. İki yetişkin erkek arasında yaşanan cinsel ilişki sonrasında, taraflardan biri ötekine şantaj yapmaya başlar ve mevcut ceza yasasından habersiz olan bu arkadaşımız polise başvurarak olayı tüm ayrıntıları ile anlatır ve şikayette bulunur.Şikayetin ardından polis, mağdur durumda olan bu arkadaşımıza, K.K.T.C. Ceza Yasası Fasıl 154’ün 171.maddesine dayanarak {Her kim – 171. (a) Doğa kurallarına aykırı olarak herhangi bir kişi ile cinsi münasebette bulunur; veya (b) Doğa düzenine aykırı olarak bir erkeğin kendisi ile cinsi münasebette bulunmasına müsaade ederse ağır bir suç işlemiş olur ve beş yılı geçmiyen hapis cezası ile cezalandırılır.} dava okur. Bu üzücü olay sonrasında bir karar alarak, toparlayabildiğimiz kadar kişi toparlayıp gerçekleştirdiğimiz bir toplantıda Homofobiye Karşı İnisiyatif’in (Kuir Kıbrıs Derneği) kurulmasına ve mücadele başlatmaya karar verdik.

Kuir Kıbrıs Derneği salt bir eşcinsel örgütlenme hareketi değildir. Homofobiye Karşı İnisiyatif adıyla bizler örgütlenme çalışmalarını başlattığımız ilk günden beri,Kıbrıs’ın kuzeyindetoplumun Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Transseksüel(LGBT) kişilere ve eşcinselliğe karşı hissettiği korku, önyargı, ayrım ve hoşnutsuzluk içeren yaklaşımlarının aşılması; cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılıklarına karşı mücadele edilmesi;LGBT kişilerin Temel Evrensel Hak ve Özgürlüklerinin korunması ve bu konularda duyarlılığın artırılması yönünde, hedeflenentoplumsal değişimin, verilecek ortak mücadele ile daha etkin sonuçlar vereceğine inanarak; eşcinsel-zıtcinsel ayrımı gözetmeksizin mücadelemizi birlikte sürdürmekteyiz.

Teknik altyapımız, terminolojimiz ve savunmakta olduğumuz Queer (Kuir) teorisi ile; eşcinselliğin bir toplumsal azınlığın yaşamı ve kaderi olarak ele alınmasına karşı çıkarak; eşcinsel/zıtcinsel ya da erkek/kadın rollerinden, dar bir üreme-organı-merkezli cinsellikten sıyrılmış androjen, çok çeşitliliğe açık bir toplum ideali güdüyoruz. Tam da bu nedenden ötürü başlangıçta Homofobiye Karşı İnisiyatif olan dernek adını, hareketin ve arzu edilen değişimin homofobi ile mücadele ile sınırlandığı algısını aşmak, yürütülecek çalışmaların tüm LGBT bireyleri kapsayacak şekilde, daha geniş bir çatı altında toplanılmasına olanak vermek için, gerçekleştirilen ilk Genel Kurul toplantısında alınan kararla, derneğin adını  Kuir Kıbrıs olarak değiştirme ihtiyacı hissettik.

2- Öncelikli hedefiniz olan siyasal ve toplumsal dönüşüm üzerinden konuşalım. Kuir Kıbrıs Derneği’nin temel hedefleri, amaçları nelerdir?

Kuir Kıbrıs Derneği olarak bizler önceliğimizi, İngiliz idaresi döneminden bu güne yürürlükte bulunan ve her geçen gün çağdaşlaşan hukuk anlayışı ile insan hakları konusunda alınan kararlar karşısında pek çok bakımdan güncelliğini ve uygulanabilirliğini yitirmiş olan Ceza Yasası’nda kaçınılmaz olarak değişiklik yapılması yönünde yürüttüğümüz çalışmalara vermiş durumdayız.

Cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri nedeniyle bireylerin yaşadıkları sosyal sorunlar bir yana, hukuksal anlamda cinsel yönelimlerinden ve cinsiyet kimliklerinden ötürü ayrımcılığa uğrayan kişilerin haklarını koruyan yasalar ne yazık ki düzenlenmemiştir. Dolayısı ile söz konusu bu kişiler temel insan hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılmışlardır.Bu konuda Anayasa’da ve ilgili Ceza Yasası’nda acilen, ciddi düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Ayrımcılıklarla mücadele, kişi dokunulmazlığı hakkı ve vücut bütünlüğü hakları ile özel yaşamın gizliliği hakkı, sağlık hakkı, ifade özgürlüğü, nefret söylemi ve nefret suçları konuları bir an önce gözden geçirilip, günümüz çağdaş hukuk anlayışına göre yeniden şekillendirilmesi amaçlarımız arasındadır. Ancak, olaylara yasal boyutundan bakarak, eşcinsellere karşı uygulanan baskının sadece cinsel ilişki ile sınırlandırılmış olarak algılanmasını sağlamış oluruz.

Eşcinselliğin sadece cinsellikten ibaret olmadığı gerçeğini, bir yaşam biçimi olduğunu, iki insanın birlikte yaşama ve hayatlarını bu doğrultuda kurma hakkını gözardı etmiş oluruz.Aynı zamanda toplumun genel anlamda heteronormatif yaklaşımının cinsel yönelimi heteroseksüelden farklı olan kişileri zan altında bıraktığı gerçeğini de gözardı etmiş oluruz.Elbette dışa açılım korkusuna sebep olan, LGBT özgürleştirme etkinliklerinin oluşmasını imkansızlaştıran, herhangi örgütlenmiş bir hareketi, daha en başında öldüren bir kısır döngü yaratan yasanın kaçınılmaz olarak değişmesi gerekmektedir.Ancak yasa değişimi tek başına yeterli değildir.

Toplumun bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalarla, LGBT kişiler ve eşcinsellikle ilgili önyargıların kırılabilmesi, LGBT kişilerin Temel Evrensel Hak ve Özgürlüklerinin korunması ve bu konularda duyarlılığın artırılması hedeflenmektedir.
 
3- Ülkede yeni bir seçim süreci var. Siyasi partilerin özellikle de kendini solda tanımlayan siyasi partilerin söylemlerinde öne çıkan ifadeler dönüşümü simgeliyor. Siz bu dönüşümle verilen mesajı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dönüşüm toplumların talebiyle gerçekleşir, siyasi partiler de buna aracı olur.Yaşadığımız coğrafyada da artık geçerliliğini yitirmiş politikalara ve siyaset yapma biçimine toplumun daha yoğun ve kitlesel bir biçimde tepki koyması ve değişimi talep etmesi gerekir.Bu değişiklik talebi yoğun bir şekilde gerçekleşip politikacıları dönüşüme zorlayacak mı?Birlikte göreceğiz.Ancak, bunun başladığını söylemek yanlış olmaz.Örneğin bu seçim döneminde, belli partiler hariç, kadın adayların sayısının her zamankinden fazla olduğunu görüyoruz.

Engelli hakları, kadın hakları, çocuk hakları konularının programlarda yer aldığını görüyoruz.Örneğin daha önce seçimbildirgelerinde yer almayan LGBT hakları konusu ilk kez seçim bildirgelerinde yer buluyor.Bunlar sivil toplumörgütlerinin son yıllarda yaptığı çalışmaların sonucudur.Sivil toplum olarak parti programlarında veya seçimbildirgelerinde geçen her satırı verilmiş bir söz olarak görüp takipçisi olmak zorundayız.Daha özgürlükçü ve insan hakları odaklı politikaların tüm siyasi partiler tarafından benimsenmesi ideal oldurdu ancak şu anki realite bu değil. İlginçtir ki, bir dönüşüm olması gerektiği bütün kesimlerce kabul görüyor.

Hatta kendilerini sağ liberal olarak tanımlayan grup ve partiler bir değişim ve dönüşümden bahsediyor.Bu değişim ve dönüşümün parametreleri nelerdir bunları iyi algılamak, anlamak ve analiz etmek bu ülke aydınları için bir görevdir.Bir kıbrıs sorunundan, bir meselenin çözümünden yola çıkanlar var. Ama çözüm olmaksızın burada insanlar yaşamlarını, temel insan hak ve özgürlüklerini ihlal etmeden nasıl sürdürebilir bunların üzerinde durulması gerektiğini düşünüyoruz.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da kadına şiddet ve özellikle kadının seks kölesi olması ile yüzyüzeyiz.Diğer yandan LGBT bireylerin kendilerini ifade edebilme özgürlüğünün olmadığını görüyoruz.LGBT bireyler toplumun diğer bireyleri ile eşit hak ve özgürlüklere sahip değillerdir.Kamuda görünür değillerdir. Onların yaşamsal haklarını ellerinden alan bir yasa ile yüzyüzeyiz. Viktoryen bu yasanın değişmesini talep ediyoruz. Her türlü vergisini veren ve bu ülkeye diğer insanlar gibi eşit bir şekilde hizmet eden ve ‘görünmez’ olan LGBT bireylerin diğer insanlarla eşit haklara sahip olmasını istiyoruz.

Sol partilerin son dönemlerde bu konulara değinmeye başlamalarını geç kalmış olumlu bir adım olarak görüyoruz.Bir değişim ve dönüşüm olacaksa toplumun tüm kesimlerini kucaklayıcı bir biçimde olur.Aksi takdirde tarihteki diğer örnekleri gibi başarısızlığa uğrar.Siz diğerini ötekileştirirken özgür olamazsınız.

4- Ülkedeki hakim siyasete ve alternatif olarak üretilen siyaset biçimine yönelik eleştirileriniz var mı? Bu eleştirilerinizin odağında yer alan unsurlar nelerdir?

Ülkedeki hakim siyaset, bir himaye etme veya vesayet altında olma politikasıdır. Bakın burada bugün siyaset yaptıklarını iddia eden bir çok parti, hep başka bir ülkenin himayesi üzerinden siyaset yapmakta, ve güçlerini onların gücünden aldıklarını açık bir şekilde ifade etmektedir. Özgür olmanın ve özgürlüğün tanımı burada çok önemli bir şekilde ön plana çıkmaktadır.

Siyaset yaptıklarını ifade eden partilerin bir çoğu kendileri zaten özgür bir irade ile hareket edemediklerine göre,toplumun bireylerine nasıl özgürlükler getireceklerini sormamız lazım burda. Biz kapitalden değil, insandan yola çıkıyoruz. Temel olan insandır ve onun hak ve özgürlükleridir.

5- Seçim süresince tavrınız ne olacak? Birçok sivil toplum örgütü tutumlarını ortaya koyan açıklamalar yaptı. Sizin seçimlerde desteklediğiniz siyasi partiler ve/veya adaylar var mı?

Mücadelenin içinde olan bir sivil toplum örgütü olarak en azındankimlere oy vermeyeceğimiz konusunda netiz. Homofobisini açıkça kusmuş vekillere oy vermeyeceğiz; şimdiye kadar LGBT bireyleri göz ardı etmiş, bundan sonra da edeceği açık olan partilere ve adaylara da oy vermeyeceğiz. Toplumun yaklaşık %10’unu oluşturan tüm LGBT bireylere de çağrımız bu yöndedir.

 

http://www.kibrispostasi.com/index.php/cat/85/news/110011/PageName/toplum

Kuir Derneği’nden homofobik adaylara oy yok!